Yazı Detayı
10 Nisan 2018 - Salı 16:31
 
BENDEN SONRASI TUFAN
Prof. Dr. Gazi UÇKUN
haber@mavikocaeli.com.tr
 
 

Herkesin bildiği gibi akademik dünyada Yardımcı Doçentlik kadrosu üzerinden bir unvan tartışması başladı ve ardından yasal düzenleme geldi. Yardımcı Doçentlik yerini Doktor Öğretim Üyesi’ne bıraktı. 1982 Anayasa’sının getirdiği düzenlemelerden biriydi ve buna askeri düzenleme diyenler de vardı. Antidemokratik dendi, yok öyle değil olması gereken bu dendi. Üniversiteler çok başıboş,  disipline olması gerek dendi vs. vs. Hangi düşünce de olursanız olun bir şey tamamen iyi de olamaz tamamen kötü de olamaz. Hatta iyilik veya kötülük durumu, kişiye, zamana ve mekana göre de değişebilir.

En sonunda geçen yıl sayın Cumhurbaşkanımız bir konuşmasında (tamamen katılıyorum) Yardımcı Doçentlik uygulamasının uygun olmadığını ve insanların önüne engel çıkarmak için kasten getirilmiş olduğunu, yabancı dil puanının da, yardımcı doçentliğinde yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine hem YÖK hem de MEB çeşitli olasılıklar ortaya koyup çalışmaya başladı. Tabi bu çalışmalar devam ederken Türkiye’nin gündeminde yoğun, sıcak olaylar yaşanıyordu. İç siyaset, sınır ötesi harekatlar gibi. Sayın Cumhurbaşkanımız benim şahsi kanaatime göre geçmişte de yapıldığı  gibi belirli koşulları sağlayabilen (hizmet yılı, yardımcı doçentlikte geçen süre, alınan idari görevler, akademik yayın gibi) Yardımcı Doçentlerin başka hiçbir işleme ve şarta gerek kalmadan Doçentlik kadrosuna atanmalarını istiyordu (Geçmiş yıllarda bir günde Profesör yapılan ve daha sonra doktora yaptırılan akademik personel olduğunu biliyoruz), bundan sonra da Yardımcı Doçentlik kadrosu olmayacaktı.  Ya da böyle anlaşıldı, yorumlandı, insanlar umutlandı. Ama nasıl olduysa çalışmaların sonucunda şimdiki durum ortaya çıktı ve yasalaştı. Eskiden sorunlu bir alandı, maalesef bu sorunları ortadan kaldıralım derken yeni sorunlu alanlar ortaya çıktı. Örneğin yabancı dil için gerekli olan 65 barajı 55’ e düşürüldü ve çok da iyi oldu ama ucu açık bırakıldı. Üniversiteler kendileri bu seviyeyi yükseltebilir gibi ucu açık cümleler yazıldı. Sözlü sınav kaldırıldı dendi ama yine isterlerse üniversite yönetimleri sözlü sınav isteyebilir ve bunu da üniversitelerarası kurul (ÜAK)’dan talep edebilir dendi. Ucu açık cümleler uygulamaya geçtiğinde eskisinden daha adaletsiz bir durum ortaya çıkacak. Örneğin bir üniversite yasada yazan 55 dil puanını ve sözlü sınav yapılmayabilir uygulamasını benimseyecek ve doçentlik kadrosuna alacağı kişileri buna göre seçecek, başka bir üniversite ise 55’i 65’e hatta 80’e çekecek çünkü bir tavanı yok, tavan 100, sözlü sınav istiyorum diyecek. Aynı YÖK’e bağlı, aynı yasa, yönetmelik ve talimatlara bağlı, aynı devletin iki ayrı eğitim kurumu birbirinden farklı uygulamalara sahip olacak! Bir şey ya vardır ya da yoktur. Kişilerin, yöneticilerin inisiyatifine bırakılırsa mutlaka zaman içinde iş çığırından çıkar. Ayrıca sübjektif değerlendirmelerin zararını ben şahsen çok gördüm. Örneğin Doçentlik Sözlü Sınavı! Bu sınavın sübjektif olduğunu herkes biliyordu!  Bu süreçte bazıları mağdur, bazıları mağrur oldu. En doğrusu sözlü sınavı kaldırmaktı ve kaldırıldı ama üniversite yönetimlerine inisiyatif verilmesi bence hatalı oldu. Tamamen kaldırılmalıydı, sübjektifliğin önüne ancak böyle geçilebilirdi. Henüz vakit çok geçmiş değil, yeni ve kısa bir düzenleme ile buna son verilebilir veya yasal düzenlemeye gerek kalmadan YÖK ve ÜAK tarafından üniversitelerden gelen sözlü sınav isteği uygulanmayıp geri çevrilebilir.

Yabancı dil konusu ise bana göre tamamen emperyalist güçlerin bizim gibi ülkelere dayattığı bir husus. Evet, akademik hayatta yabancı dil gerekli ama bunun şart olarak hem de akademik ilerlemenin şartı olarak dayatılması hataydı. Dil barajının 55’e çekilmesiyle bir nebze olsun hata düzeltildi. Yabancı dil puanının yüksek olması daha çok yayın yapılmasına neden olmuyor. Makale yazmak, bildiri sunmak, kitap yazmak, projelerde yer almak için sadece çalışkan, azimli, dürüst, vatanına-milletine bağlı ve yaptığı işi severek yapmak gerekiyor. Yabancı dil puanı olup da hiç çalışması olmayan ama dil puanı olmadığı halde onlarca çalışması olan birçok arkadaşım var. Demek ki belirleyici olan dil puanı değil. Burada ruh puanı önemli.

Akademik camia diğer meslek gruplarına benzemez. Evet, her meslekte rekabet, çekememezlik, kıskançlık vardır ama bizim camiada bunlar diğer mesleklerin iki katıdır. Nedenlerini de irdelemek gerekir. Biri, diğerinin bir adım öne geçmesini hazmedemez. Örneğin akademik yükseltme kriterlerinde SCI yayın şartı gelsin diye elinden geleni yapar. Bu kişiler belki de kendileri SCI yayın yapmadan doçent, profesör olmuşlardır. Kendisi nasıl olsa köprüyü geçti ya, benden sonrası tufan misali. SCI yayın konusu da tamamen emperyalist bir hususdur, ayrıca iyice suyu çıkmıştır. Bu milletin insanını ne idiğü belirsiz Afrika, Hindistan, Çin, Tayvan, Kore veya ABD ve Avrupa ülkelerindeki tamamen işi paraya dökmüş ve tekelleşmiş dergilerin insafına terk etmektedir. Türkiye’de sosyal bilimler alanında benim bildiğim beş tane bile dergi yok. Tıp ve mühendislik alanlarında belki sayı biraz daha fazla olabilir ama bu dergilerin aylık veya yıllık makale kapasitelerine baktığınızda bir makale yayınlatmak için yıllarca beklersiniz. Örneğin benim bildiğim yerli SCI bir dergide en az 2.5-3 yıl beklenmektedir. Yurt dışındaki sözde SCI dergilerde yayın yapma bedeli birkaç bin doları da bulur ayrıca. Bu ülkenin, bu milletin parasını heba etmenin gereği de yok anlamı da.

Sonuç olarak, şahsi görüşüm ve önerim şudur. Doçentlikte sözlü sınav uygulaması kaldırılmalı ve üniversitelerin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Yabancı dil barajı yasada yazıldığı gibi 55 olmalı, inisiyatife bırakılmamalıdır. SCI yayın kriteri hiçbir aşamada zorunlu olmamalıdır ( üniversitelerdeki benden sonra tufan olsun diyenler bunu zorunlu hale getirmeye çalışacaklardır, bu yönde eğilimlerin olduğu duyulmaktadır) hatta yerli bir yayınla eşdeğer hale getirilmelidir. İsteyen SCI dergilerde yayın yapsın ve puanını alsın. Yurt dışı kongrelere katılımı arttırmak için BAB desteğinin herkese  verilmesi, dil puanı istenecekse yasada yazılı olduğu gibi 55’e düşürülmesi gereklidir. Akademik camiada özellikle Profesörlük ünvanını almış kişilerin empati yapmalarının, arkadan gelen gençlere yol açıcı, yol gösterici olmalarının daha fazla katkı sağlayacağına inanıyorum. Milli, manevi değerleri yüksek, insanını, milletini, vatanını seven, öğrencisini evladı, kardeşi gibi gören, ahlaklı, namuslu, karakterli, rüzgar nereden esiyorsa oraya doğru eğilmeyen, diğerkam eğitimcilere ihtiyaç var. Şayet kişi de bunlar yoksa dil puanı olmuş ne fayda!  

Hoşçakalın.                

 

 
Etiketler: BENDEN, SONRASI, TUFAN,
Haber Yazılımı kocaeli escort escort kocaeli şirinevler escort beylikdüzü escort şişli escort