Yazı Detayı
02 Haziran 2018 - Cumartesi 12:20
 
Prof. Dr. C. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Adil Olmayan Bir Yarış
Prof. Dr. Gazi UÇKUN
haber@mavikocaeli.com.tr
 
 

“Damdan düşenin halini ancak damdan daha önce  düşen anlarmış. Farklı Üniversitelerin Çeşitli MYO.larında 20 yıldır görev yapan biri olarak, bu okullarda akademik çalışma yapıp akademik ilerleme kaydetmeye çalışan öğretim üyesi ve öğretim görevlisi arkadaşların halini çok iyi bilir ve anlarım. Çünkü 20 yıldır bir arpa boyu yol alabildim. Fakültelerde görev yapan aynı  statüdeki kişilerin 5 yılda yaptıklarını MYO.daki kişiler ancak 10 yılda yapabilir. Bunun nedeni çalışma koşulları, okul iklimi, üstlenilen yükler, tükenmişlik sendromu, üniversiteyle gönül bağının kopması, yapılan işlerin ve harcanan emeğin görülmemesi veya değer verilmemesi sayılabilir. Ayrıca MYO.larında görev yapan akademik personelin özellikle öğretim üyelerinin karar alma mekanizmalarında yeterince temsil edilmemesi, dolayısıyla alınan kararlarda ve ortaya çıkan uygulamalarda kendilerinin sesinin duyulmamasına da önemli etkendir. Şu denebilir. MYO. Müdürleri senatoda yer alıyor, yetmezmi? Doğru, teorik olarak yer alıyorlar ama gerçek duruma baktığımızda senatodaki MYO. Yöneticilerinin çoğunluğu hatta bazen tamamı MYO. kadrosunda yer almayan başka fakültelerden geçici olarak görevlendirilmiş akademisyenler oluyor. Dolayısıyla bu kişiler zaten geçici olarak baktıkları bu göreve ya yeterince eğilmiyor veya zaten fakültesinde olan ders yükü veya diğer idari akademik görevleri (Bölüm Başkanlığı, Anabilim dalı Başkanlığı, Dekanlık, Rektör Yardımcılığı, Genel Sekreterlik vs. gibi) nedeniyle eğilemiyor.  MYO.na harcadığı mesai haftada bir veya en fazla iki günü geçmiyor. Kısacası zorunlu haller dışında pek gelinip gidilmiyor. Müdürlük yaptığı okulda ki personelini tanımayan, selam vermekten korkan, odasından çıkmayan  müdürler oluyor. Üniversiteler incelendiğinde bunu çok net görmek mümkündür. Tabi işin bir başka yönü de şu,  en iyi MYO. müdürü ,gelip gitmeyen, karışmayan müdür oluyor. Çünkü herkes rahat. Üst yönetimde memnun, çünkü hiçbir sorun aktarılmıyor.  

 

Neyse esas vurgulamak istediğim başlıktaki yarış. Aslında kimse kimseyle yarışmıyor ama işi doğası gereği bir yarış var kimse birbirine rakip değil ama herkes birbiriyle yarışıyor. Böyle absürt bir durum kısacası. Yarışın kurallarının genel çerçevesi YÖK tarafından çiziliyor ve üniversitelere bu çerçeve içinde kendinize uygun ek kurallar koyabilirsiniz deniyor. Benim bahsedeceğim işte bu. Akademik yükselme kriterlerinden, Doçent ve Proförsörlüğe yükselme kriterleridir. Kural koyanlar üniversitedeki akademik personele toptancı bir bakış açısıyla bakıp, görev yapılan birimlerin yapılarını, koşullarını, sunulan imkanları göz ardı etmektedirler. Örneğin doçentlik dosyası hazırlıyorsunuz ve puan toplayıp başvuracaksınız. Yüksek lisans – Doktora tez danışmanlığınız var mı? Dersiniz var mı? Bu soruyu MYO.lardaki  Dr. Öğretim Üyesi ( Prof.ve Doç. Dahil)’nin  evet deme şansı yok çünkü danışmanlık ve tez yürütücülüğü fakültelerde var. Alanınızla ilgili ne bir yüksek lisans-doktora dersi alabilirsiniz, nede tez danışmanlığı. Ancak ikili ilişkileriniz iyiyse veya hasbelkader aldıysanız şanslısınız. Bunların sayısı da 1’i Geçmez. MYO.daki akademisyen 100-150 öğrenciyle uğraşırken YLS-doktora dersine giren ve danışmanlık yapanlar en fazla 10-15 öğrenciyle uğraşır ve bu öğrencilerin tez bitirmeden önce yayınlamak zorunda oldukları makalelerde de isimleri olur. Yani hem dersten, hem danışmanlıktan hem de tezden üretilmiş makaleden ders yükü ve akademik puan kazanır. Çoklu kazanç! Bir taşla üç kuş vurulur. Örneğin ben bir yıl içinde iki tez bitiriyorsam kafadan iki makalem olacak demektir.  MYO.daki  bir öğretim üyesinin bu şansı yoktur.

 

100 metre yarışı var. Sporcular dizilmiş ve başlama zilini bekliyor. Birine vermişsiniz kaliteli spor ayakkabısını ,diğerine naylon terlik. Buyurun yarışın diyorsunuz. Sonra da kurallar bunlar, herkese eşit diyorsunuz. Hayır, bu kurallar aynı koşullarda yarışanlarda eşit. Koşulu uygun olmayana adaletsiz. Peki ne yapmalı? Madem üniversitelerde farklı kategorilerde birimler var (Teknik, Sosyal, Tıp bunlara hiç girmiyorum çünkü bu konu da ayrı bir sorunlu alan), bu birimlerin koşullarına uygun kriterler koyar, onları ayrı kulvarda ayrı puantajla yarıştırırım. Yukarıda bahsettiğim hususlar sorunun sadece küçük bir parçası. Konuşulacak, yazılacak çok şey var. Ama ben en azından kısa vadede nasıl hareket edilmeli, ne gibi düzenlemeler yapılmalı onlara da değinmek istiyorum.

 

1. Enstitülerdeki tez danışmalığı dağılımı yapılırken üniversitenin tamamı düşünülmeli, alanı uygun olan bütün Dr. Öğr. Üyesi, Doç. ve Prof. Ünvanlı öğretim üyelerine tez danışmanlığı verilmelidir.

 

2. Bütün karar organlarında MYO. Öğr. Üyelerinin temsil edilmesinin sağlanması gerekir. (Fakülte Doçent Temsilcisi, Prof. Temsilcisi senatoda yer alıyor ama MYO.ların tamamını temsil eden bir Dr. Öğr. Üyesi, bir Doçent ve Bir Profösör temsilci en azından olmalıdır.)

 

3. Kalite komisyonu, etik kurul, akademik teşvik inceleme komisyonu gibi oluşturulan tüm komisyonlar da üniversitenin yarısını oluşturan MYO.ları temsil edilmiyor. Sanki çalışma yapan, makale ve kitap yazan, kongrelere bildiri sunan sadece fakülte Öğr. Üyeleri gibi hareket ediliyor.

 

4. İnsan kaynakları planlaması bilimsel ölçütlere ve mevcut duruma göre yapılmıyor. İhtiyaç olan yerlere eleman bulmak yerine elemana iş bulmak anlayışı yerleşiyor. Örneğin bir bölümde veya bir okulda   öğrenci sayısı giderek azalırken ve halen ihtiyaç fazlası Öğr. Elemanı varken yeni öğretim elemanları  kadroya alınıyor.

 

5. En önemlisi eğer göreve  MYO.da  başladıysanız ömrünüz MYO.da geçecek demektir.  Bunun  önüne geçmek için de üniversite için de rotasyon uygulaması gerekir. Yani fakültelerin MYO.ları ile uygun olan bölümlerindeki akademik personel de MYO.da belli sürelerde çalışsın, derse girsin, MYO.’nun iigili bölümlerindeki akademik personel de fakültelerdeki ilgili bölümlerinde görev alsın. O zaman üniversitenin ne olduğunu her iki tarafta anlayacaktır.

6.2547 Sayılı Yasa’da MYO. diye bir birim sayılmıyor. Fakülte,Yüksek Okul ve Bölüm var. Fakülteye bağlı deniyor. Şimdi soruyorum, hangi  MYO. hangi Fakülteye bağlı.

7.YÖK’de MYO.dan seçilmiş bir üye varmıdır?

8.Bu sorunlar üniversitelerin neredeyse tamamında olan sorunlardır, dolayısıyla genel olarak düşünülmeli   ve toptan çözülmelidir.”

 

Yukarıdaki satırlar bana gönderilen bir mektuptan alınmıştır. Hiç kısaltmadan ve değiştirmeden koydum. Zaten gönderen kişi ( isimsiz ) bunu istemiş. Açıkçası, okuyunca  birçok şeye bende katıldım ve hak verdim. (Benim düşünmediğim konuları da hatırlattığı için sevindim.) Hatta ben  MYO.larının Üniversitelerden ayrılması gerektiğini de düşünenlerdenim. Zorunlu eğitimi 14 yıla çıkartıp MYO.larını MEB.lığına bağlarsınız ve otomatik olarak Üniversitelerin büyüklüğünü, kalabalıklığını  yarıya indirmiş olursunuz. MYO.lardaki öğretim üyelerini alanları ile ilgili fakültelere geçirirsiniz ve böylece bahsedilen sorunu da ortadan kaldırmış olursunuz. Üniversite sınavına giren öğrenci sayısını azaltırsınız, MYO.larında düşen öğrenci sayısı sorununu çözersiniz. Tabi bunların üzerinde düşünmek ve çalışmak lazım. Çünkü zor konular ve yılların biriktirdiği sorunlar. Türkiye’de eğitim en acil sorundur ve  gerçekçi çözümlere kavuşmadan muasır medeniyet seviyesine çıkmak hayaldir.

 

 
Etiketler: Prof., Dr., C., Gazi, Uçkun'un, Köşe, Yazısı:, Adil, Olmayan, Bir, Yarış,
Yazarın Diğer Yazıları
17 Ekim 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: ORDAN BURDAN
03 Ekim 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: 11 İYİ ADAM -IKD
21 Eylül 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: TÜRKKÜM-2018
12 Eylül 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: BİRAZDA GURURLANALIM
03 Eylül 2018
Gazi Uçkun!un Köşe Yazısı: Ayakta Kalmanın İlk Şartı Borca Karşı Durmak
20 Ağustos 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: İnsan yaşamındaki önemli eşikler
18 Ağustos 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Borç Yiyen Kesesinden Yer
03 Ağustos 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: ATATÜRK VE BAĞIMSIZLIK
29 Temmuz 2018
Prof. Dr Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: ATATÜRK’ÜN ÇAĞDAŞLIK SAVAŞI
14 Temmuz 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Türk Milleti Bu Mu?
03 Temmuz 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: THESSELANİKİ,BİTOLA,OHRİD,SKOPJE VE DİSCALCULİ
14 Haziran 2018
Prof. Dr. C. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Enseyi Karartmayın Başarılı Bir Gençlik Geliyor
22 Mayıs 2018
Prof. Dr. Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Değneksiz Köyün Kuduz Köpekleri
12 Mayıs 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı: Geleceğimiz Üniversiteler (mi) !
04 Mayıs 2018
Gazi Uçkun'un Köşe Yazısı
20 Nisan 2018
Beşikten Mezara kadar borçluyuz!
19 Nisan 2018
BEŞİKTEN MEZARA KADAR BORÇLUYUZ!
17 Nisan 2018
ÇOCUKLAR ÖLMESİN ŞEKERDE YİYEBİLSİNLER
10 Nisan 2018
BENDEN SONRASI TUFAN
04 Nisan 2018
Vicdanını Yitirmiş Bir Dünyadan Başka Nedir ki Cehennem?
29 Mart 2018
ÇANAKKELE’NİN ARDINDAN
29 Mart 2018
İŞ GÜVENLİĞİ (Mİ)!
19 Mart 2018
KISA YOLDAN KÖŞEYİ DÖNMEK
13 Mart 2018
Cumhuriyet Tarihimizin Gizli Kahramanları (Tarhana Osman)
06 Mart 2018
Eski Defterleri Karıştırmayın!
01 Mart 2018
Afrin Harekatı ve Strateji
21 Şubat 2018
Vatan da lazım ekmek de
14 Şubat 2018
BÖLGESEL GÜÇ TÜRKİYE
09 Şubat 2018
Mucize mi yoksa Azim ve Başarı mı ?
04 Şubat 2018
EMMANUEL MACRON’A CEVABIMDIR
31 Ocak 2018
AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZAT(MA)
27 Ocak 2018
BİR ŞEY OLMAZ!
23 Ocak 2018
VEFA
13 Ocak 2018
Güvenlik ve Turizm
09 Ocak 2018
İKİ ÇINAR GÖĞE ERDİ
04 Ocak 2018
TÜRK OCAĞI ANA KUCAĞI
02 Ocak 2018
SÖMÜRGECİLİK VE TÜRKLER-2
30 Aralık 2017
SÖMÜRGECİLİK VE TÜRKLER - 1
27 Aralık 2017
ŞANTAJ, RÜŞVET, TEHDİT VE SONUÇ HEZİMET
25 Aralık 2017
NE AB, NE ABD, NE NATO TAM BAĞIMSIZ AVRASYA TÜRK BİRLİĞİ
19 Aralık 2017
MUTLULUK MU DEDİN? BİZ MUTLULUĞU ÇOKTAN UNUTTUK
17 Aralık 2017
MESLEK YÜKSEK OKULU MESELESİ, MEMLEKET MESELESİ
12 Aralık 2017
AHLAK DİN VE KUDÜS
08 Aralık 2017
Dunning - Kruger Etkisi ya da Cahil Cesareti
01 Aralık 2017
LEYLA’DAN SONRA
Haber Yazılımı